Zekânın en büyük tuzaklarından biri, yine zekânın kendisinden gelir: “Ben bunu anladım, o hâlde çözdüm” yanılgısı.
Bir şeyi anlamakla onun içinden geçmek arasında tuhaf bir mesafe vardır. İnsan bu mesafeyi çoğu zaman fark etmez.
Bir davranışının nedenini keşfeder. Çocukluğundan bir anıyı hatırlar. Bir ilişkinin neden böyle yürüdüğünü çözer. Kendisinde tekrar eden bir döngüyü fark eder. Sonra bütün bunları birkaç güzel cümleyle anlatabilir.
Ve anlatabildiği için değiştiğini sanır.
Bir gün karşısındakinin önemsiz bir cümlesine sertçe karşılık verip odadan çıkar. Merdivenlerde durduğunda öfkesinin o cümleden çok daha eski bir yere ait olduğunu fark eder. Dinlenmemiş bir çocukluk, terk edilme korkusu, görülme ihtiyacı… Hepsini bilir.
Ertesi gün özür dilerken bunları kusursuz cümlelerle anlatır. Karşısındaki başını sallar, ilk kez duyuyormuş gibi dinler. Oysa aynı açıklamayı daha önce de dinlemiştir.
İnsanın kendisi hakkında kurduğu en doğru cümleler bile hayatında hiçbir şeyi değiştirmeyebilir.
“Ben neden böyle yaptığımı biliyorum.”
Belki biliyorsundur.
Ama bir dahaki sefere yine aynı şeyi yaparsın.
Yanılgı tam burada, bilmekle değişmek arasındaki boşlukta başlar.
Çünkü anlamak zihni rahatlatır. Bir şeye isim koyduğumuzda onu biraz olsun kontrol edebildiğimizi hissederiz. Karmaşık olan sadeleşir, dağınık olan bir hikâyeye dönüşür. Kendimize yabancı olmaktan kurtulmuş gibi oluruz.
Fakat bir şeyi açıklamak, onun içinden geçmek değildir.
Korkunun nedenini bilmek, korkunun içinde kalabilmek değildir.
Yalnızlığı anlamak, yalnızken kendine dayanabilmek değildir.
Bağlanmanın nedenini bilmek, gerektiğinde bırakabilmek değildir.
Geçmişi anlamak, geçmişin bugünü yönetmesini durdurabilmek değildir.
İnsan kendini yalnızca açıklayarak döngüsünden çıkamaz: bazı şeyleri zihninde çoktan çözmüştür, hayatın içinde ise hâlâ aynı yerde durur.
Anlamak elbette önemlidir. Belki değişimin ilk koşuludur. Ama ilk koşul olmak, değişimin kendisi olmak değildir.
Gerçek değişim, kendimiz hakkında yeni bir cümle kurabildiğimiz anda değil; bildiğimiz şey karşımıza yeniden çıktığında bu kez başka türlü davranabildiğimiz anda başlar. Çünkü hayat, ne anladığımıza değil, o an ne yaptığımıza bakar.
Anlamak, kapıyı açmaktır.
İçinden geçmek ise başka bir şey.
Sevgiler.
Yorum bırakın