Kategori: Serbest Yazılar
-
Bazen dünyanın başına geleceklerden korkuyorum. Bunu söylerken kendimi dünyanın sonunu bekleyen biri gibi görmek istemiyorum. Günlük hayatımı sürdürüyorum. İşime gidiyorum, insanlarla konuşuyorum, gülüyorum, bir şeyler okuyorum, bu satırları yazıyorum. Hayatın olağan akışının içindeyim. Fakat zaman zaman, özellikle geceleri, dünyanın bütün bu olağanlığının altında başka bir şeyin birikmekte olduğunu hissediyorum. Savaşlar, devletler arasındaki gerilimler, silahlanma, nükleer…
-
Zekânın en büyük tuzaklarından biri, yine zekânın kendisinden gelir: “Ben bunu anladım, o hâlde çözdüm” yanılgısı. Bir şeyi anlamakla onun içinden geçmek arasında tuhaf bir mesafe vardır. İnsan bu mesafeyi çoğu zaman fark etmez. Bir davranışının nedenini keşfeder. Çocukluğundan bir anıyı hatırlar. Bir ilişkinin neden böyle yürüdüğünü çözer. Kendisinde tekrar eden bir döngüyü fark eder.…
-
Günlerin günleri kovaladığı zamanları hatırlamıyorum artık. O yarış çoktan bitti; şimdi aylar ayları kovalıyor, üstelik eskisinden çok daha hızlı. Zaman su gibi akmıyor artık, akmanın da ötesine geçti; bir şelaleye döndü sanki. Tam da bu yüzden, durup düşünecek zamanı çoğaltmak bir lüks değil, bir zorunluluk halini aldı. Düşünce dünyasını korumak, bu hızın içinde neredeyse imkânsız…
-
İtiraf etmem gerekiyor: Yaşama sevinci güçlü insanlara duyduğum saygının altında saf bir hayranlık yok. Orada, kabul etmesi biraz utandırıcı olsa da, bir imrenme var. Onlarda olup bende eksik olan bir şeye duyulan, gizliden gizliye beslenen bir özlem. Uzun zamandır merak ediyorum: Bu insanların bildiği ne? Yaşama sevinci yüksek biriyle karşılaştığımda önce hafif bir şaşkınlık, ardından…
-
Çocukken bazı çikolataları yiyemezdik. Çünkü onlar misafir içindi. Bazı koltuklara oturamazdık. Bazı tabaklar kullanılmazdı. Evin en güzel odası aslında bize ait değildi. Büyüdük. Misafir odasını biz de kullanır olduk; ama sadece misafir gelince. O güzel koltuklar, o porselen tabaklar, o hiç açılmamış çikolatalar… Hepsi orada durur, bekler. Biz onlara dokunmayız. Çünkü onlar bizim değildir. Misafirindir.…
-
Yazgınızda var olan her şey, aynı zamanda sizi var eden şeylerdir. Mesele onunla ilişkinizde saklıdır. Bunu söylemesi kolay. İnanması zor. Yaşaması ise bambaşka bir şey. Her yıl bu günlerde kendime küçük bir hesap sorma geleneğim var. Büyük iddialar, dramatik dönüşümler değil, sadece dürüst bir bakış. Ne koydum ortaya, ne aldım geri, neyi bıraktım, neyi taşıdım.…
-
Anadolu’da kurt belalıdır. Yaşar Kemal’in anlattığına göre, bir kurt sürüye daldığında yalnızca bir hayvanı alıp götürmez; bütün sürüyü dağıtır. Sabah olduğunda geride korkmuş, yaralanmış, işe yaramaz hale gelmiş bir sürü kalır. Geçimini birkaç koyundan, birkaç keçiden sağlayan köylü için bu büyük bir yıkımdır. Bu yüzden kurt yakalandığında hemen öldürülmez. Köylü, kurdu diri ele geçirir. Ona…
-
Dün ilginç bir farkındalık yaşadım. Bazı düşünceler vardır; gelir, birkaç dakika zihninizde dolaşır ve kaybolur. Bazıları ise geldiği anda başka kapılar açar. Bu öyle bir düşünceydi. Sahilde oturuyordum. Sakin bir koy. Kuş sesleri, dalgaların düzenli ritmi, insanı yormayan bir güneş. Uzun zamandır sevdiğim küçük alışkanlıklardan biriyle oyalanıyordum. Taşları üst üste diziyordum. Bunu neden sevdiğimi tam…
-
Çok muallak bir dönem geçirdim. Yazıyla kavgamın, kendimle yaptığım uzun bir ateşkes sonucunda sona erdiğini umuyorum. Sessizliğin arkasında kopan fırtınalar yerini daha sakin bir iklime bıraktı. Uzun zamandır ilk kez içimde yeniden yazma isteği hissediyorum. Bu yüzden sizleri sondan başa doğru küçük bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Ruhum bu baharı enteresan bir İspanya seyahatiyle karşıladı. Barselona’da…
-
İnsan hayatının bazı anlarında etrafına bakar ve kimseyi bulamaz. Ailenin eli yetişmez, devlet uzak kalır, talih susar. O anda bir şey öğrenir: kendine yetmeyi. Bu öğrenme çoğu zaman zorunluluktan doğar. Seçenek kalmaz, insan harekete geçer. Ama bazen hiç gelmez. İnsan yaş alır, yine de birinin onu taşımasını bekler. Fiziksel değil, zihinsel bir taşıma. Destek olmadan…