Günlerin günleri kovaladığı zamanları hatırlamıyorum artık. O yarış çoktan bitti; şimdi aylar ayları kovalıyor, üstelik eskisinden çok daha hızlı. Zaman su gibi akmıyor artık, akmanın da ötesine geçti; bir şelaleye döndü sanki. Tam da bu yüzden, durup düşünecek zamanı çoğaltmak bir lüks değil, bir zorunluluk halini aldı.
Düşünce dünyasını korumak, bu hızın içinde neredeyse imkânsız bir çabaya dönüştü. Belki de bazen yapmamız gereken, kendimize bir alan açmak, bir soluklanma payı bırakmak. Hatta bu alanı açmanın yolu, anlama arzusunun kendisinden vazgeçmekten geçiyor olabilir. Neler olup bittiğini kavramaya çalışmayı bırakıp yalnızca nefes almak, yalnızca şu anın hikmetine yaslanmak… Belki de aradığımız huzur tam da orada saklıdır.
Zamanla kavga eden insan, hep bir şeylere yetişmeye çalışır. Oysa büyük illüzyon belki de tam burada gizlidir. Biz bir şeylere aktif bir hamleyle ulaşmayız çoğu zaman; doğru an geldiğinde bazı şeyler kendiliğinden bize yaklaşır. İnsanın buradaki asıl gücü, her akıntıya karşı yüzmek değil, ne zaman kıyıda kalacağını bilmektir.
Bir nehrin kıyısında oturan insan, nehrin akışını değiştirmeye çalışmaz. Zaman da böyledir; akıp gider ve içinde sonsuz şey taşır. Biz kıyıda oturur, bakarız. Bazı şeylerin bize yaklaşmasını, bazılarının gözden kaybolmasını izleriz. Nehrin ortasına atladığımızda ise suyun akışını değiştiremeyiz; yalnızca onun içinde çırpınırız. Kazanamayacağımız bir mücadeleye kendi isteğimizle girer, sonra da neden yorulduğumuzu sorarız.
Nehrin taşıdığı şeyler arasında bir hiyerarşi de vardır aslında. Bir gün en parlak görünen çakıl taşı, ertesi gün suyun getirdiği daha parlak bir başkasının yanında sönükleşir. Kıyıda oturan göz artık ona bakmaz bile.
Bugün hayati saydığımız meseleler de biraz böyledir. Zaman geçtikçe bazıları küçülür, bazıları kaybolur, bazılarıysa yerini hiç beklemediğimiz başka bir şeye bırakır. Dün dünyanın merkezinde duran bir mesele, bugün kıyıda unutulmuş küçük bir çakıl taşı gibi kalabilir.
Belki de bilmenin bir kısmı bunu erken fark edebilmektir. Her şeyin geçici olduğunu bilerek bakmak; hiçbir çakıl taşının orada sonsuza dek parlamayacağını unutmamak.
Bazen yapılacak en doğru şey, kıyıda oturmaktır.
Nehir zaten akmaktadır.
İlerleyen günlerde nehirden öğrendiklerimle sizleri buluşturmak niyetiyle…
Sevgiler..
Yorum bırakın