Dün ilginç bir farkındalık yaşadım. Bazı düşünceler vardır; gelir, birkaç dakika zihninizde dolaşır ve kaybolur. Bazıları ise geldiği anda başka kapılar açar. Bu öyle bir düşünceydi.
Sahilde oturuyordum. Sakin bir koy. Kuş sesleri, dalgaların düzenli ritmi, insanı yormayan bir güneş. Uzun zamandır sevdiğim küçük alışkanlıklardan biriyle oyalanıyordum. Taşları üst üste diziyordum.
Bunu neden sevdiğimi tam bilmiyorum. Belki zihnimi susturduğu için. Belki düşüncelerime bir zemin olduğu için. Belki de insan bazen konuşarak değil, ellerini meşgul ederek kendini toparlıyor.
Önce birkaç taş seçtim. Düz olanları, dengeli duranları. Üst üste koydum, düştüler. Başka taşlar denedim, yine düştüler. Bir süre sonra taşları değil, sabrımı dizdiğimi fark ettim. Doğru yere koyabilmek için bazen on taşı yanlış yere koymak gerekiyor. Sanırım insan hayatının büyük bir kısmı da buna benziyor; yanlış kurulmuş dengeler, tutmayan planlar, yarım kalan şeyler. Belki de bunların hepsi, o doğruyu bulmak için atılmış adımlar.
Kendime göre güzel sayılabilecek bir form oluşturduğum sırada aklıma eski Asya geleneklerinden biri geldi. Budist rahipler günlerce, bazen haftalarca, renkli kumlarla tapınak zeminlerine büyük desenler yaparlar. Büyük bir emekle ortaya çıkarılan bu desenler, sonunda tek bir hareketle dağıtılır. Çünkü asıl mesele kalıcılık değil, geçiciliği hatırlamaktır. Güzel olan şeyi tutmaya çalışmak değil, onun geçip gitmesine izin vermektir.
Ben de taşları bozdum. Ama hepsini değil. Uzun süre seçtiğim, en dengeli formu bulmak için uğraştığım birkaç taşı kenara bıraktım. Belki benden sonra biri gelir diye düşündüm. Belki o da oturur, kendi zihninin dağınıklığını toparlamaya çalışır.
O sırada içimden bir cümle geçti:
“Sen de geldin bu güzel dünyaya. Öğrenmeye çalıştın. Denedin. Çok denedin. Üst üste dizdin taşlarını, olmadı. Yan yana koydun, olmadı. Sonunda bir denge buldun. Tam her şeye muktedirim dedin, işte tam orada zamana yenildin. Yani yenildin. Olsun. Güzel yenildin.”
Sonra düşündüm: benden önce kaç insan geldi bu koya? Hangi eller dokundu bu taşlara, hangi düşünceler geçti zihinlerinden? Hayatını kurmaya çalışırken elleriyle başka şeyler yapanlar, sonunda kurduklarının yıkılmasına bakıp yalnızca “olsun” diyebilenler…
Belki biri de benim gibi taşları üst üste dizdi. Belki o da en düz taşı aradı. Belki o da şunu fark etti: galiba mesele hiç yıkılmamak değil, yıkılacağını bile bile özenle kurabilmek.
Garip bir huzur var bunda. Hayatın tamamını taşıyamıyoruz ama birbirimize küçük şeyler bırakabiliyoruz. Bir fikir, bir cümle, bazen yalnızca düzgün seçilmiş birkaç taş.
Sonsuz sayıda taş var önümüzde. Sonsuz sayıda ihtimal.
İstersen sen de dene.
Sen de yenil.
Sevgiler.
Yorum bırakın