Çok muallak bir dönem geçirdim. Yazıyla kavgamın, kendimle yaptığım uzun bir ateşkes sonucunda sona erdiğini umuyorum. Sessizliğin arkasında kopan fırtınalar yerini daha sakin bir iklime bıraktı. Uzun zamandır ilk kez içimde yeniden yazma isteği hissediyorum. Bu yüzden sizleri sondan başa doğru küçük bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.
Ruhum bu baharı enteresan bir İspanya seyahatiyle karşıladı. Barselona’da geçirdiğim kırk sekiz saat, zihnimde beklediğimden daha büyük bir iz bıraktı. Şehre hayran kaldığımdan değil yalnızca; bazen insan, kendi hayatına başka bir yerden bakınca içinde sessizce çürüyen şeyleri daha net görüyor. Ben de dönüş yolunda biraz bunu yaşadım sanırım.
Elbette kürkçü dükkânına döndüm. Aynı masalar, aynı sokaklar, aynı insanlar… Fakat dönüş yolculuğunda zihnimi oluşturan parçalardan biri ya da birkaçı bana uzun süredir duymaktan kaçtığım bazı şeyleri anlatmaya başladı. Mutsuzdum.
Ama bu, basit bir mutsuzluk değildi. Mutlu olmanın zıttı gibi duran gündelik bir keyifsizlikten söz etmiyorum. İnsan bazen hayatına devam ederken de mutsuz olabilir. Gülebilir, çalışabilir, plan yapabilir, insanlarla vakit geçirebilir. Yine de içinde tarif edemediği eksik bir katman taşır. Sanırım benimkisi tam olarak buydu.
Üstelik bu mutsuzluk önceki yıllardan biraz farklıydı. Eskiden sorunları düşündükçe yeni cevaplar bulacağımı sanırdım. Bu kez öyle olmadı. Düşündükçe yeni mutsuzluklar keşfetmedim; eski mutsuzlukların içine saklanmış, üzeri örtülmüş başka kırıkları fark ettim. İnsan bazen yıllarca aynı yaranın etrafında dolaşıp duruyor ama asıl acının merkezine hiç bakmıyor.
Tam da bu dönemde, uzun zamandır ilk kez kendim için gerçekten emek verdiğim bir sürece girdim. Bilerek, isteyerek ve disiplinle ağırlığımın yaklaşık yüzde onunu kaybettim. İlk haftalar yalnızca fiziksel bir değişim gibiydi. Sonra bedenimdeki hafifleme zihnime de bulaşmaya başladı. Altıncı haftadan sonra daha enerjik hissettiğimi fark ettim. Daha fazla yürümeye başladım. Baharın gelişini bahane ederek saatlerce sokaklarda dolaştım. Uzun zamandır ilk kez yaşamla aramdaki mesafenin biraz azaldığını hissediyordum.
Yine de her şey hâlâ karmaşıktı. İnsan bazen iyiye giderken bile tam olarak iyileşmiş hissetmiyor. Çünkü bazı dönemler yalnızca çözülmez; yavaş yavaş dağılır. İçinizdeki sis bir sabah ansızın kaybolmaz. Günler boyunca azar azar incelir.
Derken tek bir haber, içimde uzun zamandır taşınan bütün ağırlığı yerle bir etti.
Henüz anlatmaya hazır değilim. Belki zamanı geldiğinde buradan paylaşırım. Ama şunu söyleyebilirim: Bazı haberler insanın hayatını değiştirmeden önce ruhunun yönünü değiştirir. Ben bunu yaşadım.
Uzun zaman sonra ilk kez geleceği düşünürken içimde korkudan daha büyük bir duygu hissediyorum: heyecan.
Artık mutsuz değilim diyebilirim. En azından eski halimle aynı yerde değilim. Kendimi daha enerjik, daha hafif, daha canlı hissediyorum. Görece daha fit bir bedene sahip olmak güzel elbette ama asıl değişim sanırım başka yerde oldu. Uzun zamandır ilk kez hayatla yeniden bağ kurmaya başladığımı hissediyorum.
Belki insan tamamen iyileşmiyor. Belki yalnızca kendine geri dönmenin yollarını öğreniyor. Ben galiba o yolu yeniden bulmaya başladım.
İklim değişince insanın içindeki kuşlar da geri dönüyormuş. Yazmak da onlardan biri işte. Uçup giden ama tam unuttuğunuz bir sabah yine dalınıza konan, hiç beklemediğiniz anda. Şimdilik bu kadar. Yeterli. Gerisi zamanla, belki başka bir haberle, belki başka bir satırda.
Sevgiler.
Yorum bırakın