Yıl: 2026

  • Kierkegaard’ın o meşhur, sarsıcı cümlesini bilirsiniz: “Hayat geriye doğru anlaşılır, ancak ileriye doğru yaşanmak zorundadır.” İlk duyduğumda zihnimdeki birçok parça yerine oturuvermişti. Hem derin bir teselli hem de kaçınılmaz bir teslimiyet gizli bu gerçekte. Düşünün: Şu an içinden geçtiğiniz karmaşanın, dökülen gözyaşlarının ya da uykusuz gecelerin anlamını ancak o an “geçmiş” olduğunda kavrayabiliyorsunuz. O biten ilişki, kaybedilen…

  • Birinin kalbinde yer etmek, dünyada sahip olabileceğiniz en değerli şeylerden biridir. Bir arkadaşınızın, iş arkadaşınızın ya da tanıdığınızın sizi başka birine referans göstermesi ise o yerin ne kadar derin olduğunun sessiz bir itirafıdır. Peki bu kadar sıradan görünen bir jest neden bu denli değerli? Gelin birlikte düşünelim. Referans, güvenin bir itirafıdır. Biri sizi başkasına referans…

  • “İstersen kütüphanelerini de kapat ama benim zihnimin özgürlüğünün üstüne kapatabileceğin ne bir kapı, ne bir kilit ve ne de bir sürgü var.” — Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda 8 Mart, dünya genelinde kadınları anmak, haklarına dikkat çekmek ve kazanımlarını kutlamak için ayrılmış özel bir gündür. Bu gün, yalnızca Amerika’daki eşitlik mücadelesinin ürünü olarak kalmamış;…

  • Bir gün öleceksin. Bunu biliyorsun. Ama şu an bu cümleyi okurken içinde ne hissediyorsun? Büyük ihtimalle hiçbir şey. Belki hafif bir rahatsızlık, hızla bastırılan bir şey. Sonra sayfayı çeviriyorsun, telefona bakıyorsun, kahveni içiyorsun. Devam ediyorsun. İşte tam bu “bu geçiştirme” insanın ölümle kurduğu en yaygın ilişkidir. Ben de uzun süre geçiştirdim. Bu yazıyı yazmayı aylarca…

  • Biz garip bir halkız. Sabah kalabalık bir metrodan inip öğle vakti tıklım tıklım bir çay ocağında oturuyoruz, akşam yine bir sürünün parçası olarak eve dönüyoruz. Yüz yüze, omuz omuza, neredeyse nefes nefese yaşıyoruz. Ama birbirimize bakışlarımızda giderek daha az şey var. Gözlerin içi bir yerde kapanmış, dudaklar bir zamanlar refleks olan “geçmiş olsun”u artık kelimesi…

  • İyi olmak çoğu zaman yeterliymiş gibi anlatılır. Daha adil, daha cesur, daha ölçülü olursak hayatın düzeleceği söylenir. Çocukluktan kulağımıza yerleşen bu telkin yetişkinliğe taşınır: İyi ol, doğruyu yap, elinden geleni ver. Sanki ahlaki çaba arttıkça dünya da hizaya girecekmiş gibi bir inanç büyür içimizde. Oysa “iyi olma” çabasının içinde gizli bir varsayım vardır: Ortada düzeltilmesi…

  • “Affet, geç.” Bu iki kelime, toplumun en sık reçete ettiği çözümlerden biridir. Sanki affetmek bir düğmeymiş gibi; bastığınızda acı kaybolur, ilişki onarılır, insan hafifler. Oysa affetmek hiçbir zaman bu kadar basit değildir. Ve daha önemlisi: affetmek her zaman bir erdem de değildir. Bu cümleyi kurmak bile bir risk taşır. Çünkü affetmeyi reddetmek, toplumda “kötü insan”…

  • Beklemek, zaman geçirmek değildir.Bu fark önemlidir. Çünkü bekleyen insan zamanı tüketmez; onu taşır. Beklemek, zamanın üzerinde yürümek değil, onun içinde askıya alınmaktır. Gün akar, kahve soğur, ekran aydınlanır, pencere bulutları geçirir ama bekleyen insan bu akışın dışında durur. Bir “sonra”da. Bekleyen insan yaşamaz mı? Yaşar elbette.Ama yaşamak için gereken o küçük karar -bu anı seçmek,…

  • Meslek, insanın acısıyla yakın oturma biçimini öğretir bazen. Ama bir şeyi öğretemez: Bazı acıların toplumsal bir ismi yoktur. Ve ismi olmayan acı, sessiz bir odada yalnız oturan birinin acısıdır. Cenaze olduğunda sistem işler. Toplum yas hakkını tanır; çiçek gönderir, telefon eder, “başsağlığı” diler. Çünkü bir ritüel var, bir çerçeve var. İnsan bu çerçevenin içinde acı…

  • Söylemekten çekiniriz. Çünkü söylemek, yalnızca bir cümle kurmak değildir; bir ihtimali geri dönüşsüz kılmak, köprüleri ateşe vermektir. Söylediğimiz anda bir şeyler değişir; bazen bir ilişkinin kimyası, bazen kendimizle olan o mahrem anlaşma. Bu yüzden susmayı daha güvenli bir liman sanırız. Sessizlik kırmaz, dağıtmaz, düzeni bozmaz gibi gelir. Oysa sessizlik çoğu zaman çözmez; sadece erteler. Söylememeyi bir…