Bugün pazar. Pencereden süzülen güneşin altında kahveni yudumlarken belki de bu satırları okuyorsun. Haftanın yorgunluğunu üzerinden atmaya çalıştığın, biraz nefes aldığın bir gün burası. Bazen böyle anlarda aklımı en çok meşgul eden şey, nerede duracağımızı bilmek oluyor. Çünkü bize hep “asla vazgeçme” denir ama kimse “bazen bırakmak gerekir” demez. Hayat, yalnızca tutunmayı değil, bırakabilmeyi de öğretir. Bazen bir ilişki, bazen bir iş, bazen de kendi sırtımıza yüklediğimiz sorumluluklar, bir noktada “artık yeter” diye fısıldar. Bizse çoğu zaman bu sesi duymamayı seçeriz. Çünkü vazgeçmek, yenilgi gibi gelir. Oysa kapattığımız bazı kapılar, önümüzde yeni yollar açar.
Her şeyin bir sınırı vardır. Fazla sulanan bir çiçek nasıl çürürse, fazla tutunduğumuz şeyler de içimizdeki ışığı söndürebilir. Vazgeçmek, kendini kandırmaktan vazgeçmektir. “Belki düzelir” diye harcadığın enerjiyi, “artık iyileşme zamanı” diyerek kendine vermektir. Kolay değil, biliyorum. Özellikle emek verdiğin, inandığın şeylerden ayrılmak… Ama bazen bir adım geri çekilmek, ileriye atılacak en güçlü adımdır. Asıl mesele, o ilk adımı atmaktır. Zor görünenin, adım atınca şekil değiştirdiğini görmek kadar özgürleştirici bir şey yoktur.
Belki bugün, güneşli bir pazar günü, kendine şu soruyu sorabilirsin: “Şu an hayatımda neyi bıraksam daha hafiflerim?” Belki bu bir öfke, belki çoktan bitmiş bir hikâye, belki de başkalarının yüklediği beklentiler… Hayat bize hep “daha fazlasını iste” diye fısıldar, ama bazen “yeter” diyebilmek en büyük bilgeliktir. Kendine bu izni ver. Çünkü bazı şeyler giderken aslında seni sana yaklaştırır. Ve hatırla, ilk adımı atana kadar hep zor görünür.
Sevgiler.
Yorum bırakın