Bu ülkede yaşadığımız kaos tesadüf değil. Her gün bir yenisi eklenen skandallar, tekil olaylar değil; aynı hastalığın farklı semptomları. Adı: Kurumsal erozyon.
Üstelik bu çürüme tepeden başlıyor, aşağıya doğru sızıyor. Üniversite rektörleri artık akademik liyakatle değil, siyasi yakınlıkla atanıyor. Yargıdan medyaya kadar tüm kurumların bağımsızlığı tartışılır hale gelmiş. En altta ise vatandaş, en basit işlem için bile kişisel bağlantı aramak zorunda. “Kimi tanıyorsun?” sorusu, yeni yönetim biçimimizin şifresi olmuş durumda.
Meritokrasi ölmüş; yerine nepotizm, yandaşlık ve kayırmacılık geçmiş. Sınav sorularının çalınması artık olağan haberler arasında. Bu yalnızca teknik bir hata değil; devletin bütünlüğünün ve toplumun adalet duygusunun çöküşüdür. Eğitim güvenilirliğini kaybedince bilgi de değersizleşir. Üniversiteler korku ikliminde, medyada çoğulculuk yok. Eleştirel düşünce, yerini sessizliğe bırakıyor.
Kriz anları bu gerçeği çıplak biçimde ortaya koyuyor: Yangında, depremde, pandemide devlet refleksleri çalışmıyor. Vatandaş kendi imkânlarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Ekonomi yönetimi de aynı: Kurumsal akıl yerine kişisel kararlar. Merkez Bankası bağımsızlığı tarihe karışmış; sadakat liyakatten daha değerli hale gelmiş.
Ve bu çürümenin en çarpıcı örneği: Sahte diploma skandalı.
400 kişi düzmece belgelerle profesör, doçent yapılmış. Halı yıkamacısı, sahte psikolog diplomasıyla seans başına 4.500 TL kazanmış. Psikoloji, eczacılık, inşaat mühendisliği gibi hayati alanlarda sahte diplomalı kişiler görev yapmış. Bu, sadece dolandırıcılık değil, insan hayatını hiçe saymak.
Düşünün: Depresyondaki bir hasta, halı yıkamacısından terapi almış olabilir. Hasta bir çocuk, sahte eczacıdan ilaç almış olabilir. Bir mühendislik projesi, yetkisiz birinin elinden çıkmış olabilir. Bu ülkenin resmi belgelerinin güvenilirliği artık tartışmalı hale geldiğinde, diplomasından tapusuna, ehliyetinden kimliğine kadar hiçbir belge güven vermez.
Devletin resmî mührü, onun en temel egemenlik sembolüdür. O mühür güvenilirliğini yitirdiğinde, devlet fiilen sona ermiş demektir.
Bugün geldiğimiz noktada, pasaportumuzdan diplomamıza kadar her belge sorgulanabilir. Bir ülke Türkiye’den gelen diplomaları tanımama kararı alsa, bunun önüne geçecek hiçbir güvence kalmadı.
Başka ülkede bunun onda biri yaşansa hükümet çoktan istifa ederdi. Bizde ise muhtemelen yeni bir skandalla üzeri kapatılır. Çünkü artık bu topraklarda daha kötüsü olamaz dediğimiz her gün, daha beteri oluyor.
Ve soruyorum:
Resmî mührün güvenilirliğini kaybettiği bir yapı, hâlâ devlet midir?
öfkeyle, hüzünle,sevgilerle.
Yorum bırakın