“Pardon, çantanız açık kalmış,” dedi arkası dönük kadına. Kadın dikkatlice çantasını önüne çekip içindekileri kontrol etmeye başladı. Kahvesini yudumlamaya geri döndü ve adama teşekkür etmediğini fark etti. “Teşekkür ederim, uyardığınız için!” dediği esnada suratını fark etmeye başladı adamın. Eski bir tat, eski bir yüz olabilirdi. Hatırlayamadı kadın.
Kafasında bir şeyler dönmeye başladı. Eskiden iyiydim diye düşündü. Güçlüydüm, mutluydum. Bir anlığına bir koku seni bir anıya götürür ya. İşte orada eskiden kendini hissedersin. Daha iyi belki, işte öyle bir his. Adamın yüzüne bakarken o eski halini arıyordu sanki. Ama adam hiç tepki vermiyordu. Ne sosyal bataryası buna müsaitti ne de kafasındaki dertler.
Adam zaten kadının yüzüne bile bakmamıştı. Kadın epeyce düşündü bu adam kimdi diye. Düşündükçe daha da karıştı kafası. Sonunda bunu adama sormaya karar verdi, ne kaybedebilirdi ki? “Beyefendi,” dedi, “sizinle daha önce tanışmış olabilir miyiz?”
Adam arkasına doğru döndü, kadını baştan aşağı süzdü. “Burada mı yaşıyorsunuz?” diye sordu.
“Burada yaşıyorum evet, on yıl oldu neredeyse.” “Ben iş için buradayım. Sık sık gelip gidiyorum buraya.”
Kadının aldığı her yanıtta adamı daha tanıdık bulmaya başladı fakat adamda bir tepki değişikliği yoktu. Öyle bir soru sormalıydı ki adamı nereden tanıdığını bulması lazımdı.
Kadın kendini öylesine yalnız ve güçsüz hissediyordu ki, her an birisinin gelip onu bu hayattan çekip çıkarmasını istiyordu. Artık bu durum kronikleşmiş, her an herkes için geçerli hale gelmişti. Kadının cevapsız sorulara tahammülü yoktu. Cevabını bulduklarıyla ne yaptıkları da ortadaydı ama yine de kim olduğunu bulmalıydı.
Kahvesinin buharı yüzüne çarpıyor, etraftan geçen arabaların sesi duyuluyordu. Adam telefonuna bakmak için elini cebine götürdü, sonra vazgeçti. Kadın daha cesur bir soru sormaya karar verdi: “Hiç doğum günü partilerine gider miydiniz eskiden?”
İşte o zaman adamın gözlerinde bir şeyler kımıldadı.
“Hangi doğum günü partisinden bahsediyorsunuz?” diye sordu adam, sesinde bir tedirginlik vardı.
“Yıllar önce… Arkadaşımın doğum gününe gitmiştim. Siz de orada mıydınız acaba?”
Adam düşündü. “Hangi arkadaşınız?”
“Pelin mi, Ayşe mi… Hatırlamıyorum aslında. Ama balkonda… Balkonda konuşmuştuk.”
Adam’ın yüzü değişti. O balkon. O gece. Hayatında defalarca doğum günü kutlamalarına katılmış olsa da sadece birini hiç bir zaman unutamayacak, o geceyi, o kişileri ve sonunda yaşadıklarını tekrar yaşamış gibi oldu. Yıllar tazeliğinden hiç bir şey götürmemiş.
[ O GECE]
Müzik çok yüksek çalıyor, inside sigara dumanı, gülüşmeler, kırık cam sesleri. İkisi de partiye arkadaş kontenjanından katılmışlardı. Başlarda tanışmış, gecenin sonunda ise insanlardan sıkılmış halde balkonda denk gelmişlerdi.
Şehrin ışıkları altında duruyorlardı. Kadın daha genç, daha cesur, gözlerinde bir parlaklık vardı. Adam da öyle dünyayı değiştirebileceğine inanıyordu.
“Burada daha sessiz,” demişti kadın. “Evet, içeride çok kalabalık.”
İkisi de o anda bir şeyler söylemek istiyordu. Önemli bir şeyler. Kadın adamın gözlerine bakmıştı, adam da onun gözlerine. İkisi de ilk kez o gün bir şeyleri değiştirme şansına sahiplermiş gibi hissetmişlerdi. Eğer bunu başarırsam rüzgar tersine dönecek, artık daha özgüvenli olacağım gibi hissetmişlerdi.
Ama ikisi de susmuştu. Korkmuşlardı. Çok önemli bir şeyler söyleyeceklerini biliyorlardı ama cesaret edememişlerdi.
“Ben… Ben gideyim artık,” demişti kadın. “Tabii, iyi geceler.”
Kısacası o gün yitirdiler cesaretlerini hiç haberleri olmadan. O günden sonra eskisi gibi ilerlemedi hiçbir şey. O günü unutmaları o yüzden mümkün değil.
[O GECENİN BİTİŞİ]
“Hatırladım,” dedi adam sessizce. “Beyaz elbise giymiştin.”
“Siz de mavi gömlek…” diye fısıldadı kadın.
İkisi de şimdi o balkon anısının ağırlığını omuzlarında hissediyordu. Sonra da hiçbir şey eskisi gibi kalmamış. Hayatları, ilişkileri, dostlukları oradan oraya savrulmuş gibiydi.
“O gece…” diye başladı kadın. “Evet?” “O gece bir şey söylemek istemiştim.” “Ben de.” “Neydi?” “Artık hatırlamıyorum.”
Yalan söylüyorlardı ikisi de. Çok iyi hatırlıyorlardı. Ama artık o cesareti bulamıyorlardı.
İkisi de bu anıyı paylaştıklarında kendi yetersizliklerini hatırladılar. Artık eskisi kadar da cesur olmadıklarını, olamadıklarını fark ettiler. Kahve yudumlarken geçen her saniye daha da ağırlaşıyordu aralarında. Geçmişin yükü sanki omuzları boşmuş gibi üstüne yüklenmişti.
“Hayat garip,” dedi adam. “Evet, çok garip.”
Bu cümleler ne kadar boş ve anlamsızdı. Daha önce karşılaşmaları yeni sohbetler açmaya yetmedi, sessizliği daha da anlamsızlaştırdı. Hiç tanımasalardı daha çok sohbet ederlerdi eminim.
Kahvesinin sonunu dikti kafaya adam. Ayağa kalktı. “Ben artık gideyim.”
“Tabii, ben de kalkayım.”
İkisi de ayakta enteresan bir durumu paylaşıyorlardı. Sessizliği bozan şey ikisinin de kafasını çevirmesine neden olan garsonun kapıyı sesli açışı oldu. Birbirlerine veda etmek için iddalı sözler düşündüler muhtemelen. “Seni gördüğüme sevindim”, “ne güzel tesadüftü” ayıp olmasın diye söylenecek sözler.
Ama o sözler çıkmadı ağızlarından.
“Görüşürüz,” dediler birbirlerine. Sonra aynı yöne doğru aynı hızla yürümeye başladılar. Adımlarının sesi asfalta çarpıyor, ikisinin de nefesi aynı ritimde çıkıyordu.
İnsanın içine düştüğü enteresan bir fenomendir bu. Son cümleni söylediğin biriyle aynı yönde yürümeye başlamak… Yeni bir sohbet açmak çok yersizdir… çünkü hemen az önce vedalaşmışsındır… konuşmak istesen de o da aynı hisleri paylaşmaktadır…
Kadın ilk köşeyi döndü ve adamdan ayrıldı. Aklından geçen son düşünce: “Eskiden burada durup tekrar konuşmaya cesaret ederdim.” Arkasına bakmadı.
Adam birkaç adım daha aynı yönde yürüdü, sonra durdu. İçinden geçen düşünce: “O gece konuşsaydım, şimdi belki farklı olurdu her şey.”
İkisi de aynı düşünceyi paylaşıyordu: “Keşke hiç karşılaşmasaydık.”
İşte böyle sessizce, gece kadar ağır düşüncelerle ayrıldılar.
08/07/2025
Yazarın notu: Yeni bir deneme yapmaya karar verdim. Bu hikayeyi yazarken sahneler nasıl olur diye sıkça düşündüm. Yapay zekadan bu sahneleri görselleştirmesi için yardım istedim. Sonuç aşağıda takdirinize açık şekilde durmaktadır. Hiçbir zeka insan hayalinin yerini tutamaz elbette. Ben yine de gelecek adına heyecanlıyım.
Yorum bırakın