İyi olmak çoğu zaman yeterliymiş gibi anlatılır. Daha adil, daha cesur, daha ölçülü olursak hayatın düzeleceği söylenir. Çocukluktan kulağımıza yerleşen bu telkin yetişkinliğe taşınır: İyi ol, doğruyu yap, elinden geleni ver. Sanki ahlaki çaba arttıkça dünya da hizaya girecekmiş gibi bir inanç büyür içimizde.

Oysa “iyi olma” çabasının içinde gizli bir varsayım vardır: Ortada düzeltilmesi gereken bir aksaklık vardır.

Adalet, haksızlık olduğunda anlam kazanır.
Cesaret, korkunun gölgesinde doğar.
Cömertlik, bir başkasının ihtiyacıyla başlar.

Erdem dediğimiz her tavır, görünmez bir eksikliğe yaslanır. Bir çatlak, bir bozulma, bir dengesizlik olmadan erdem sahneye çıkmaz. Bu yüzden iyi olmak çoğu zaman hayata yapılan bilinçli bir müdahaledir; akışın zedelendiği yere atılan bir dikiştir.

Bu bir kusur değildir. İnsan eksik bir varlıktır ve eksiklik eylemi çağırır. Fakat sorun, iyi olmayı son durak sandığımız yerde başlar. Çünkü iyi olmak bir onarma refleksidir; var olmanın saf hali değildir.

Burada sessiz ama sarsıcı bir soru belirir:

Eğer her şey yerli yerindeyse, insan ne yapar?

Modern zihin bu sorudan huzursuz olur. Kendimizi eylemle tanımlarız. Düzeltmek, yetişmek, üretmek… Durgunluk tembellikle eşleşir. Müdahale etmiyorsak geri kalıyormuşuz gibi hissederiz. Sürekli hareket eden bir çağda durmak bir arıza gibi görünür.

Oysa her etkinlik dışa dönük olmak zorunda değildir.

Bir şeyi onarmaya çalışmadan bakmak mümkündür.
Bir sonuç üretmeden düşünmek mümkündür.
Bir hedefe bağlanmadan varlığın yoğunluğunu hissetmek mümkündür.

Bu pasiflik değildir. Bu daha yoğun bir etkinliktir. Sessizdir ama derindir. Dış dünyada bir taşı yerinden oynatmaz belki; ama iç dünyada alan açar. Bir yarayı sarmaz; fakat varlığı berraklaştırır.

Belki de iyi olmakla yetinemeyişimizin nedeni budur. İyi olma çabası bizi hep bir soruna bağlar. Oysa insan yalnızca sorun çözerek büyümez; bakarak, düşünerek ve temas ederek de büyür. Eylem bizi dünyaya yerleştirir. Düşünce ise bizi dünyanın ağırlığından özgürleştirir.

İyi olma gayreti değerlidir. Ama yalnızca orada durduğumuzda eksik kalırız. Çünkü iyi olmak çoğu zaman bir yaraya yönelir. Oysa insan yalnızca yaralarla tanımlanmaz.

Bir noktadan sonra soru değişir.
“Ne yapmalıyım?” yerini “Nasıl var olmalıyım?” sorusuna bırakır.

Sürekli düzeltmeye çalışan bir bilinç yorulur.
Sürekli müdahale eden bir zihin sertleşir.
Sürekli eksik arayan bir göz, sonunda eksiksizliği göremez.

Bazı anlarda yapılacak en yüksek şey, hiçbir şeyi düzeltmemektir.

İnsan yalnızca iyi olduğunda değil; hiçbir şeyi onarmaya ihtiyaç duymadan düşünebildiğinde olgunlaşır.

Asıl özgürlük, iyi olmaktan değil; iyi olmaya ihtiyaç duymamaktan doğar.

Sevgilerle demeden önce yaşamımı anlamlı kılan tüm paydaşlarımın sevgililer gününü en samimi dileklerimle tebrik ediyorum. Sevgilerleeee…

Posted in

Yorum bırakın