“Yapamazsın” dediler.
Bunu bir kehanet gibi söylediler; sanki geleceği görmüşler gibi.
İlk başta ciddiye aldım. Çünkü bu cümle çoğu zaman bilgi gibi gelir. Deneyim kılığına girer. İnsanı ikna etmesi bundandır. Duyduğunu önce kendisiyle ilgili bir gerçek sanır insan.
Ama zamanla fark ettim:
Bu bir tespit değildi. Bir sınır çizimiydi.
Ve ne ilginçtir ki o sınır bana ait değildi.
Bu cümle genellikle en kırılgan anlarda gelir. Bir şey denemeye yaklaşmışken, henüz karar vermemişken, içimizde küçük ama diri bir ihtimal varken… Tam o anda.
“Yapamazsın.”
Bunu söyleyenler çoğu zaman kötü niyetli değildir(!). Aksine, kendilerince dürüsttürler. Kendi hayatlarında göze alamadıklarını, yarım bıraktıklarını, hiç yeltenmediklerini bilirler. O bilgiyi paylaşırlar. Ama paylaşırken fark etmedikleri bir şey vardır: Anlattıkları şey senin sınırın değil, kendi haritalarıdır.
İnsan, cesaret edemediği ihtimallere karşı cömert olmaz.
Korkularını “sağduyuyla”, vazgeçişlerini “olgunlukla” paketler. Çünkü sizin başarınız, onun vazgeçişini anlamsız kılmamalıdır. Bu cümle sizi durdurmak için değil, onun durduğu yeri korumak için kurulur. Sizin yerinizde saymanız, onun bulunduğu noktayı meşrulaştıran tek yoldur.
Asıl tehlike burada başlar.
Bu sınırlar bulaşıcıdır. Başkasının korkusu, bir süre sonra senin mantığın gibi konuşmaya başlar. Denemekten vazgeçtiğini fark etmezsin bile; çünkü bu vazgeçiş artık “akıllıca bir karar” olarak adlandırılmıştır.
Bir noktadan sonra bu cümleleri farklı duymaya başlarsın.
“Yapamazsın” dendiğinde artık ne söylendiğinden çok, neden söylendiğine kulak kesilirsin. Kimin nerede durduğunu, neyi göze alamadığını, hangi ihtimali kendinden esirgediğini görürsün.
O an anlarsın:
Bu bir sınır koyma değil, bir sınır savunmasıdır.
İnsan geçemediği yerleri kutsar. Oraya “gerçekçilik” der, “hayat böyle” der. Kendi durduğu yeri evrensel bir çizgiye dönüştürür.
Ama sen durmazsın.
Çünkü artık bilirsin:
Birinin durduğu yer, senin gidebileceğin yer değildir.
Birinin korkusu, senin kapasiten değildir.
“Yapamazsın” cümlesi seni durdurmaz artık. Bir engel olmaktan çıkar; bir kerteriz noktasına dönüşür. Sadece kimin hangi mesafede kaldığını gösterir.
Ve sonunda geriye tek bir dürüst ayrım kalır:
Yapamadıklarım bana aittir.
Ama yapamayacaklarım, başkasının korkularından ödünç aldığım sınırlar değildir.
Özgürlük tam da burada başlar:
Başkalarının “imkânsız” diyerek kutsadığı o hayali çizginin üzerine, kendi adımını tereddütsüz bastığın an.
Cesaretlerle!
Yorum bırakın