fisosif
Düşünceler, deneyimler, dönüşümler
Son Yazılar
- Ocak 2026 (1)
- Aralık 2025 (1)
- Kasım 2025 (1)
- Ekim 2025 (5)
- Eylül 2025 (8)
- Ağustos 2025 (17)
- Temmuz 2025 (17)
- Haziran 2025 (1)
iletisim@fisosif.com
Yıl: 2025
-
Anadolu’da kurtlar bir belalıdır demiş ve devam etmiş büyük usta… Bir kurt, koyun veya keçi sürüsüne dalar sadece bir tanesini alır götürür, ancak bütün sürüyü parçalar. Kurt dalmış sürüden artık hayır yoktur… Koyundan, keçiden başka geçimi olmayan Anadolu köylüsü, eğer sürüsüne böylesine kurt girmişse çöker, biter, açlıkla karşı karşıya kalır. Bu nedenle kurt gittikten sonra,…
-
Sabah bahçeye çıktığımda, güneşin yumuşak ışığında güzel bir uğraş gibi görünen ot yolma işi, saatler ilerledikçe bambaşka bir anlama dönüştü. Elimde eldivenler, dizlerim toprakta, yabani sarmaşıkların köklerini sökerken zihnimde tuhaf bir düello metaforu şekillenmeye başladı. Bu sarmaşıklar tam da bazı insanları andırıyordu. Önce masum görünümlü, küçük yeşil filizler halinde ortaya çıkıyorlar. Etraflarında bulunan en güçlü,…
-
Sahil şeridini renkli şemsiyeler süslüyordu. Güneş tepeden inerken, gökyüzü çoktan turuncuya boyanmıştı. Karşımda uçsuz bucaksız bir deniz. Ufuk çizgisi yok, sınır yok. Bir adım atıyorum suya; hafif serinlik tenime işliyor. Bir adım daha… Ayaklarım kumları ezerken deniz giderek derinleşiyor. Belime gelen sular, dalgalara karşı direncimi zayıflatıyor. O an içimden geçiyor: “Yaşamın tam ortasındayım.” Çevreme bakıyorum;…
-
İnsan, ölüm karşısında kendini hep sıra ona hiç gelmeyecekmiş gibi avutuyor. Ölümü düşünmemeye çalışıyor. Oysa dünyasında bundan daha gerçek hiçbir şey yok. Varlığı kesin. Doğduğun an, bir gün öleceğin de kesinleşiyor. Ne zaman olacağını bilemezsin. Belki bilmek istemezsin. Ya da… ister misin? Öleceğin günü bilseydin, hayatında neler değişirdi?Kalan zamanını, hemen tüketebileceğin kadar dünyevi zevke mi…
-
Bugün pazar. Pencereden süzülen güneşin altında kahveni yudumlarken belki de bu satırları okuyorsun. Haftanın yorgunluğunu üzerinden atmaya çalıştığın, biraz nefes aldığın bir gün burası. Bazen böyle anlarda aklımı en çok meşgul eden şey, nerede duracağımızı bilmek oluyor. Çünkü bize hep “asla vazgeçme” denir ama kimse “bazen bırakmak gerekir” demez. Hayat, yalnızca tutunmayı değil, bırakabilmeyi de…
-
Bu ülkede yaşadığımız kaos tesadüf değil. Her gün bir yenisi eklenen skandallar, tekil olaylar değil; aynı hastalığın farklı semptomları. Adı: Kurumsal erozyon. Üstelik bu çürüme tepeden başlıyor, aşağıya doğru sızıyor. Üniversite rektörleri artık akademik liyakatle değil, siyasi yakınlıkla atanıyor. Yargıdan medyaya kadar tüm kurumların bağımsızlığı tartışılır hale gelmiş. En altta ise vatandaş, en basit işlem…
-
Kalp kırgınlığı… Bu toprakların yüzyıllardır değişmeyen yan etkisi.Huzurun, barışın, bir arada olma bilincinin uğramadığı bu coğrafyada, bereket ile çaresizlik birbirine zıt kutuplar gibi yaşar. Toprağın taşına bile tohum düşse filizlenir; ama insanın içi, ihmalin ve kırgınlığın ağırlığında kurur. Hep bir boynubüküklük hâli… İyi niyetini korumak insan olmana yetmez; çünkü insan olmak, yaşadığın topluluğun kalitesiyle ölçülür.…
-
Müzik, hayatıma hep eşlik eden en büyük keşiflerden biri oldu. Kimi zaman bir kaçış, kimi zaman bir anlam arayışı. Uzun süredir kafamda bir hayal var – müzik üzerine bir proje. Ne zaman ne de koşullar bu hayalin peşinden gitmeme izin verdi. Yine de bu yolculuğun bende bıraktığı izleri anlatmak istiyorum. Belki siz de kendi yolculuğunuza…
-
Apple TV+ yapımı Severance, çalışma hayatını distopik bir düzleme taşıyan çarpıcı bir dizi. 2.sezonunu yeni bitirdim ve hemen üzerine yazmak istedim. Hikâye, Lumon Industries adlı devasa bir şirkette geçiyor. Çalışanlar, iş ve özel hayatlarını birbirinden ayırmak için “severance” adı verilen bir prosedüre gönüllü oluyor: İşe girerken hafızalarının bir kısmı devre dışı bırakılıyor. Böylece ofisteki benlik (Innie)…
-
Denizin ortasında bir balık çırpınıyor. Karnı boş. Gözleri tuzlu pus içinde. Yaşadığı suyun varlığından bile habersiz. Sadece açlığını biliyor. O açlık, bütün varoluşunu dolduruyor. Belki de bilmemek, onun tek özgürlüğü. Kıyıda ben varım. Ayağımın altındaki kum serin, dalgalar bileklerime çarpıyor, sonra çekiliyor. Ruhum ise uçurumun kenarında sallanıyor. “Burası huzur,” diyorum kendime. Yalan söylüyorum. Biliyorum ki…