Sağımda solumda onca cefakâr, emektar, saygılı insan var. Gazeteciler, askerler, polisler, doktorlar, öğretmenler… Her biriyle keyifli ve derin dostluklar paylaşıyoruz. Kendimi şanslı hissediyorum. Bunun en temel sebebi onlara kıyasla genç bir yaşta onlarla hayatı paylaşabilmemdir. Her gün yeni şeyler öğreniyorum. Öğrendiğim bilgilerin çoğu benim ya yeni doğduğum yıllar ya da ben henüz bu dünyada olmadığım dönemlere ait. Bilgi ve tecrübenin müthiş özelliğinin burada saklı olduğunu hissediyorum: o yılları yaşamadan, yaşayanlardan öğrenebilmek.
Bu değerli insanların birçoğu ciddi süreler ülkelerine kendi alanlarında üstün başarılarla hizmet etmiş. Ülkenin içinden geçtiği en sıkıntılı dönemlerde bile yılmadan çalışmışlar. Yaşamlarının her döneminde sadece doğruyu savunmuş, defalarca önlerine altın tepsilerde sunulan fırsatları tereddüt etmeden ellerinin tersiyle itmişler. Makam, şan, şöhret… Haksızlığa göz yumma koşuluyla teklif edilen paralar, imkanlar, mevkiler… Hepsini reddetmişler. Tevazu içinde hayatlarını bu güne kadar getirmişler. Samimiyetle söyleyebilirim ki her biri ayrı bir başarı hikayesi.
Gelelim madalyonun diğer yüzüne…
Ortak yönleri, birbirlerini tanımasalar bile, benim fikrimce haklarının hiçbir zaman tam olarak teslim edilmediği yönünde. Hak ettikleri övgüleri alamadıkları gibi, sadece işlerini büyük bir özveriyle yapmalarına rağmen günün sonunda ötekileştirilip kenara itilmiş olmaları… Bugün maddi ve manevi bu koşullarda olmamalılar. Kendileri parmakla gösterilmesi gereken insanlar oldukları halde sosyal anlamda yalnız bırakılmışlar.
Bu durum gerçekten can sıkıcı. Bir övgü, takdir bekledikleri için değil. Ama en azından bu kadar dürüst, onurlu ve kirlenmemiş kalabildikleri için bile bugün bu yalnızlığı paylaşmamalılar.
Belki konuyu duygusal bir yönden ele aldım. Katılıyorum. Ama bir vatandaş vazifesi ne olursa olsun ona verileni fazlasıyla başarmış, üstüne çevresine de iyi örnek olmuş ve olmaya devam ediyorsa, en azından yalnızlaştırılmamalı. Çünkü bu günümüz dünyasında bana kalırsa ödüllendirilmesi gereken bir davranış.
Oysa ahlaki yozlaşma bugün bu insanları “çağın insanı olmamak”la suçluyor. Dürüst olmak, özverili olmak cezalandırılıyor. Mevcut sistem bu değerli insanları çarktan çıkarıp yerlerine onların özverisinde, saygısında, niteliğinde olmayan insanları yerleştiriyor.
Peki böyle insanlara nasıl hak ettikleri değeri verebiliriz?
Bu insanlar sahip oldukları iyi kalp ve tecrübeyle toplumda hala birçok sorunu tamir etmeye katkı sunabilir. Akıl danışılacak insanlar olabilir. Ama kenara itilmiş durumdalar ve kim bilir, belki de değersiz hissediyorlar.
En azından şunu yapabiliriz: Onların yıllardır korudukları onurlarına zarar vermemek. Onları görmek, hatırlamak, yanlarında olmak. Belki de hak teslimi buradan başlar. Unutmamaktan, yalnız bırakmamaktan.
Sanırım toplumsal vicdan, bu değerli insanların önce haklarını teslim edip sonra aldıkları gönüllerle onarılacak. Dilerim ki her biri geri kalan yaşamlarını çoktan hak ettikleri konforda yaşarlar ve ben de onlarla hayatımı paylaşmaya devam edebilirim. Dilerim ki öyle olsun.
Hayatımı güzelleştiren değerli abilerime, ablalarıma şükranla. İyi ki varlar!
Yorum bırakın