Herkes özgürlükten bahsediyor ama kimse özgür olmak istemiyor.
Çünkü özgürlük, zincirlerini kırmak değil, zincirlerinden mahrum kalmaktır.
İnsan, özgürlüğü arzuladığını söyler ama konforunu, alışkanlıklarını, bağımlılıklarını bırakmaya yanaşmaz.
Bu yüzden en büyük yalanımız şudur: “Özgürlüğü istiyoruz.”
Hayır, istemiyoruz.
Biz sadece tutsaklığımızı daha parlak zincirlerle bezemek istiyoruz.
Özgürlük konforu alır.
Alışkanlıkların çatısını söker.
Sabah işe gitmemek kulağa özgürlük gibi gelir ama düzeni, maaşı, güvencesiyle birlikte bir dünyayı da siler. Çoğu insan özgürlüğü değil, güvenliği seçer.
Özgürlük çıplak sorumluluktur.
Zincirleri kopardığında mazeretler de kopar.
Devlet yok, patron yok, “şartlar” yok.
Artık suçlayacak kimse kalmaz.
Ve bu çıplaklık çoğuna dayanılmaz gelir.
Özgürlük yalnızlıktır.
Sürüden ayrılan, “deli” ya da “aykırı” damgası yer.
Kalabalığın sıcaklığı çoğu kez düşünmenin soğuğuna tercih edilir.
Romantize ettiğimiz özgürlük, yaşarken çoğumuzun sırtına batar.
Özgürlük belirsizliktir.
Zincirler, sıkıcı da olsa öngörü sunar.
Kopardığında dipsiz bir boşluğa bakarsın.
Ve çoğu insan boşluktan değil, zincirlerinden medet umar.
Belki de insan özgürlük istemiyor; sadece zincirlerinin biraz daha rahat, biraz daha gösterişli olmasını istiyor.
Peki sen?
Gerçekten özgür olmak ister miydin?
Yorum bırakın