Bu aralar havalar bir öyle bir böyle… Bir bakıyorsun güneşli, bir bakıyorsun yağmurlu. Tam da bu geçiş dönemlerinde hepimizin burnu akıyor, boğazı yanıyor, ciddi bir kırgınlık dolaşıp duruyor. Çoğumuzun çözümü belli: hemen vitaminlere sarılıyoruz. C vitamini, magnezyum, çinko… Raflarda ne varsa eve dolduruyoruz.
Bedenimize faydası tartışılmaz ama bazen unuttuğumuz başka takviyeler de var: ruhu ve zihni besleyenler. İşte benim son günlerde sık sık hatırladığım beş küçük öneri:
1. İyi hissettiğin bir yerde bir saat teknolojisiz zaman geçir.
Telefonu kenara bırakınca önce biraz huzursuz oluyorsun. “Acaba bir şey kaçırıyor muyum?” düşüncesi gelip gidiyor. Ama sonra yavaş yavaş fark ediyorsun: aslında hiçbir şeyi kaçırmıyorsun, aksine kendine kavuşuyorsun. Bir parkta, bir kafede ya da evde sevdiğin köşede ekranlara bakmadan kalmak, zihin gürültüsünü susturuyor. Ve o sessizlikte, kendi iç sesinle tanışıyorsun yeniden.
2. Bu hafta üç farklı insanla en az on dakika sohbet et.
Bazen küçük bir muhabbet günün bütün ağırlığını alıyor. Kapı komşunla ayaküstü iki laf etmek, iş arkadaşına kahve molasında içini dökmek, uzun süredir aramadığın bir dostunu aramak… Bunların her biri bağışıklık sistemine iyi gelen minik mutluluk iğneleri gibi. Çünkü insan, varoluşsal yalnızlığını ancak diğer insanlarla bağ kurarak hafifletiyor.
3. On beş dakika yürüyüş yap.
Spor salonuna gitmeye gerek yok. Kısa bir yürüyüş bile hem kan dolaşımını hızlandırıyor hem de günün stresini eritiyor. Ama asıl güzellik şurada: adım attıkça şimdiki ana odaklanıyorsun. Yaprakların hışırtısı, kuşların sesi, ayaklarının altındaki toprak… Yürürken aslında meditasyon yapıyorsun fark etmeden. An’da olmanın en basit yolu bu.
4. Düşüncelerini kaleme al.
Defterin sayfalarına dökülen cümleler, zihnin içinde biriken yükleri hafifletiyor. Yazdıkça kafanın içinde dönüp duran sorular toparlanıyor. Bazen sadece üç cümle yazmak bile yetiyor: “Bugün kendimi yorgun hissettim ama yürüyüş bana iyi geldi.” Bu basit eylem, iç dünyanı dış dünyaya çevirmenin en saf hali. Kendi hikâyeni yazarken aslında kim olduğunu keşfediyorsun. Şu an blogda olduğu gibi.
5. Haberleri ve başkalarının krizlerini kişisel mesele haline getirme.
Kronik stres bağışıklığın en büyük düşmanı. O yüzden sadece vitamin değil, biraz sohbet, biraz yazı, biraz yürüyüş, biraz da sessizlik gerekiyor. Ama en önemlisi şu: haberlerdeki kötü olayları, sosyal medyadaki tartışmaları, başkalarının krizlerini kendi omuzlarına yüklemeyi bırak. Bizler ölümlüleriz; bu kısa hayatta her şey bizimle ilgili değil, bizimle ilişkili de değil. Enerjini sadece elinde olan şeylere harca. Başkalarının dramalarında rol alma. Sadece sana ait olan hayatı yaşa.
Beden kadar ruhu da beslediğimizde, hastalıkların bize uğrama şansı çok daha azalıyor.
Ama daha da önemlisi:
Yaşarken gerçekten yaşamış oluyoruz.
Sevgiler.
Yorum bırakın