Uzun zamandır zihnimi meşgul eden bir mesele var. Aslında bu sadece benim değil, hepimizin hayatına dokunan bir konu. Günlük yaşamda tekrar tekrar karşıma çıkan, küçük gibi görünen ama giderek büyüyen bir boşluktan bahsediyorum: birbirimize iyi gelme ihtimalimizi farkında olmadan elimizin tersiyle itiyoruz.

Restorana giriyorsunuz, karşınıza çıkan kişi sadece işini bitirmeye odaklı. Ne tebessüm, ne ilgi… Market kasasında, banka şubesinde, takside, devlet dairesinde… Hep aynı tablo: yorgun yüzler, isteksiz bakışlar, acele eden sesler. İnsanlar sanki kabuklarına çekilmiş, karşısındakini “insan” olarak değil, yalnızca bir “işlev” olarak görüyor. Artık şunu net biçimde söyleyebiliyorum: toplum olarak empati yeteneğimizi kaybettik.

Bu adı konmamış bir hastalık. Ama belirtileri çoktan her yerde: yaygın mutsuzluk, kimsenin kimseyi dinlememesi, dinlese bile anlamaması ya da anlamak istememesi, geleceğe dair umutsuzluk, iletişimde sabırsızlık ve acelecilik, karşısındakini yalnızca görevini yerine getiren bir araç gibi görme… Eskiden daha mı iyiydik? Evet. Bugünkü kadar eksik değildi. Belki teknolojinin yalnızlaştırıcı etkisi, belki mevcut ekonomik, siyasi sıkıntıların boğucu ağırlığı… Sebep ne olursa olsun, sonuç ortada: birbirimize daha az anlayış gösteriyoruz.

Bu tabloya karşı kendime geliştirdiğim savunma basit: beklentilerimi sıfıra indirmek. Bir restorana gitmeden önce yemeğin istediğim gibi gelmeyeceğini, garsonun üslubunun hoşuma gitmeyeceğini, hatta “keşke gelmeseydim” diyeceğimi peşinen kabul ediyorum. Böylece en ufak olumlu şey bile sürpriz gibi geliyor. Ama bu, aslında ne kadar trajik bir duruma işaret ediyor. İnsan, normalde doğal hakkı olan şeyi “lüks” gibi görmeye başlıyor.

Benim yapım nazik olmaya, insanları anlamaya yöneliktir. Fakat artık görüyorum ki bu yaklaşım çoğu zaman hizmeti iyileştirmiyor. Tam tersine, sorun çıkarmayan biri olduğum için daha da kötü hizmet alabiliyorum. Önceden sipariş verirken sohbet açar, mekânın önerilerini sorar, ayrıntılı anlatırdım. Şimdi ise tek tek, net, tane tane söyleyip anlaşıldığından emin olmaya çalışıyorum. Yine de çoğu zaman istediğim gibi olmuyor. Bugün geldiğim nokta şu: beklentim yalnızca söylediğim şeyin önüme gelmesi.

Toplum olarak ortak bir ahlaki uzlaşımızı kaybediyoruz. Birbirimizi dinlemeyi, anlamayı, insana insan olduğu için değer vermeyi unutuyoruz. Sokaktaki en sıradan karşılaşmada bile görünmez bir mesafe örülmüş durumda. Ve bu tabloya bakınca sormadan edemiyorum: Eğer empatiyi tamamen yitirirsek, geriye nasıl bir toplum kalacak?

Sevgiden önce saygıyla…


minnacık bir not; bugün canım anneciğim ve babacığımın evlilik yıldönümleri. Otuz küsür sene önce büyük bir sevgi ile aldıkları bu karara hala keskin bir inançla bağlı olmaları bana hep ilham veriyor. İyi ki varsınız! canlarıma nice Sevgi dolu sıhhat dolu yıllar diliyorum.

Posted in

Yorum bırakın