Spinoza’yla tanıştıktan sonra en çok düşündüğüm kavramlardan biri “sevinç” oldu. Çünkü sevinç deyince hepimizin aklına benzer şeyler gelir: bir şarkı, bir manzara, bir insan… Ama Spinoza’ya göre sevinçlerimiz her zaman bize ait değildir. Onların bazıları pasiftir, bazıları ise aktif. Bu ayrım benim için çok şey değiştirdi. Dilerim sizin içinde faydalı olur.
Pasif Sevinçler
Spinoza der ki: dinlediğimiz bir müzik, izlediğimiz bir film, âşık olduğumuz bir bakış — bunların hepsi pasif sevinçtir. Çünkü nedeni biz değilizdir. Dışarıdan gelir, bize dokunur ve çoğu zaman geldiği gibi kaybolur. Anne kucağında huzur, babadan alınan destek, dostun yanında hissedilen güven… Hepsi güzeldir, ama başkalarının varlığına bağlıdır.
Pasif sevinç, anlık bir yükselme gibidir. Kaynağı ortadan kalktığında bizde bıraktığı etki de söner.
Aktif Sevinçler
Ama Spinoza’ya göre bir de aktif sevinçler vardır. Bunlar bizim ürettiğimiz sevinçlerdir:
- Yazdığımız bir metin,
- Yaptığımız bir film,
- Bestelediğimiz bir müzik,
- Kurduğumuz bir dostluk,
- Sevmeyi seçebildiğimiz, karşılık beklemeden “evet” diyebildiğimiz anlar.
Aktif sevinçlerin nedeni bizizdir. İşte bu nedenle kalıcıdırlar. Spinoza bu kudrete fortitudo (ruh güçlülüğü) der ve ikiye ayırır:
- Ruh Sağlamlığı (animositas): Tutkulara kapılmadan, akılla kendi varlığımızı sürdürme arzusu.
- Ruh Cömertliği (generositas): Başkalarıyla dostluk bağları kurma, birlikte var olma arzusu.
Baker’in yorumuyla: cesaret bireyin kendi ayakta kalma kudretiyken, cömertlik toplumsal dokuyu besleyen, insanları birbirine bağlayan ve ortak yaşamı mümkün kılan bağdır.
Sevgi ve Şantaj
Burada aşk meselesi de gündeme gelir. Spinoza’ya göre aşk, sevinçli bir duygudur. Ama biz çoğu zaman onu pasif yaşarız. Şartlı sevgiler, karşılık bekleyen bağlılıklar aslında şantajdır. Birini “ancak böyle seversen” diyerek koşullara mahkûm etmek, sevgiyi pasifliğe sürükler.
Gerçek aşk, Spinoza’nın dilinde aktif sevinçtir. Karşılık beklemeden, “evet” diyebilme kudretidir. Goethe’nin dediği gibi: “Bir ana evet diyebilmek.”. Günümüzde ise koca bir bilinmezlik.
Sanat ve Aktif Keder
Bir başka incelik: aktif olan sadece sevinçler değildir. Spinoza’ya göre bazı kederler de aktif olabilir. Hüzünlü bir müzik dinlerken aldığımız haz, tam da böyledir. Kaybettiğimiz bir şeyi başka bir yerde yeniden kurabilme kudretidir bu. Sanat, işte bu yüzden yalnızca haz vermek için değil, acıyı da dönüştürmek için vardır.
Bugüne Sorular
- Biz sevinçlerimizi nereden alıyoruz? Dışarıdan gelen etkilerden mi, yoksa kendi emeğimizden mi?
- Aşklarımız, dostluklarımız, ürettiklerimiz… Bunları pasifçe mi yaşıyoruz, yoksa aktif kılabiliyor muyuz?
- Bugün hangi sevinçlerimiz gerçekten bizim emeğimizin ürünü?
- Hangi anlarda gerçekten kendi kudretimizin kaynağına dokunuyoruz?
Spinoza bize şunu hatırlatıyor: Gerçek sevinç, başkalarının bize bahşettiği mutluluk değil; kendi varlığımızı ve başkalarıyla bağımızı güçlendiren üretken kudrettir.
Bağımızın güçlü olduğu tüm dostlarıma ithafen..
Sevgiler.
Bir sonraki yazıda, Spinoza’nın çok daha tuhaf ve biricik bir kavramına, “zalimlik”e bakacağım. Çünkü zalimlik, diğer duygulardan farklı olarak, her zaman ötekine atfedilen bir duygu olarak tanımlanır.
Yorum bırakın