Müzik, hayatıma hep eşlik eden en büyük keşiflerden biri oldu. Kimi zaman bir kaçış, kimi zaman bir anlam arayışı. Uzun süredir kafamda bir hayal var – müzik üzerine bir proje. Ne zaman ne de koşullar bu hayalin peşinden gitmeme izin verdi. Yine de bu yolculuğun bende bıraktığı izleri anlatmak istiyorum. Belki siz de kendi yolculuğunuza çıkarsınız.


Jazz ile Tanışma
Uzun süredir müzik merakım var. İyi bir müzisyen değilim ama dinlemeyi bir iş gibi, ciddiyetle yerine getirmeye özen gösteriyorum. Son 10 yılda hayatıma giren iki güzel dost sayesinde tanıştığım jazz, merak duygumu en çok tatmin eden tür oldu.
Jazz bana göre altın çağlarını 1950’lerde, 60’larda yaşamış bir tür. Dünyaya yayılması ile her yörenin kendince baharatlandırdığı, kendi ruhundan eklediği bir müzik. Dünyanın neresine giderseniz gidin jazz konusunda bir eser, bir çaba görebilirsiniz.

En çok sevdiğim yanı şu: Kuralların kuralsızlıkla var olduğu, seslerin birbirinden alakasız insanların bir arada oturduğu masada sabahlara kadar süren enfes sohbetlere benzediği bir tür. Her dinleyişte yeni bir kapı açıyor.

Keşif Yolculuğu Nasıl Başlar
Müzik keşfi benim gibi bir amatör için programa dahil olan bir şey değil. Herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda duyduğunuz bir müzik bile yeni keşifleri tetikleyebilir.
Geçen gün bir kafede kahve içerken arkada çalan bir tınıya kulak verdim. O tınının bende hangi hisse temas ettiğini yakalamaya çalıştım. İşte böyle anlar size yepyeni bir portal açıyor. Modern çağın bize verdiği harika bir teknoloji var: Shazam. Telefonumda kolay ulaşabileceğim bir yerde hazır bekletiyorum. Gittiğim her yerde yeni avlara yaklaşmamı, beklenmedik anlarda yakalamayı kesinlikle kolaylaştırıyor.

Shazam’ı ve Spotify’ı hazırladıysanız yolculuğa başlayabiliriz. (Allah Spotify’ımızı korusun, özellikle teokratik devletlerden.)

İlk adım basit: Bugüne kadar size iyi gelen müzikleri genel olarak düşünmek. İnsan ne tarz sevdiğini biraz biraz bilir zaten. Toplumsal normları elimizin tersiyle iterek, kendi zevkimize göre yargılanma korkusu olmadan ilerliyoruz.

Bir tarzı bulduğunuzda o şarkıcıyı, o albümü, o albümün çıktığı yılları araştırmaya başlıyoruz. Katı bir kural yok, tamamen kendi zevkimize göre geziniyoruz. Spotify’da bulunan “Şarkının Radyosu” özelliği çok faydalı – o tarzda benzer parçaları radyo şeklinde dinletir. Bu aktiviteyi haftada birkaç kere yaparsanız kısa sürede birçok dönemden size iyi gelecek keşifler yapmış olacaksınız.

Playlist Sanatı
Çalma listesi konusu benim en hassas olduğum alan. Her playlist’in güzel bir anı, bir bütün kılmaya yaradığına inanıyorum. Parça seçimleri kadar onların sırası da çok önemli. Bir playlist “öylesine açayım çalsın” değil, bir bütün olarak bir set olmalı. İçindeki öğelerin toplamının bende uyandırdığı his genelde listenin adını belirler. Kapak resmi de ayrı hassas bir konu – tek tek özenle hazırladığım görseller keyif veriyor.

Garip Bir Hikaye
Bir gece rüyamda Suriyeli bir gençle Portekizli bir kız Erasmus’ta tanışıp evlenme kararı alıyorlardı. Suriye’de bir köy meydanında, açık havada yapılacak bir düğün… Güneş batarken başlayan, gece yarısı resmiyete kavuşacak bir tören.
Uyandığımda elim yüzüm yıkanmamış, zihnim hâlâ oradaydı. Spotify’ın başına geçtim. İki ayrı kültürü araştırmaya başladım: Düğün ritüelleri, geleneksel ezgiler, danslar…

Kafamda şu program oluştu: Önce taraf aileler kendi kültürlerini tanıtan parçalar çalıyor. Meydan, mis kokulu baharatlar ve ağır ezgilerle dolu. Tam ortam gerilmeye başlayacakken gelin ile damat sahneye çıkıyor; modern bir parça çalıyor ve ortam yumuşuyor. Gençler piste çıkıyor, iki kültür bir harmoni kuruyor… Derken bir anda bir kesinti. Tınılar değişiyor. Bir huzursuzluk yayılıyor. Ve düğün, hiç beklenmedik bir şekilde, baskına uğruyor.

Bu playlist’i baştan sona sırasıyla dinlediğinizde tam bu deneyimi yaşıyorsunuz. Kime anlattıysam anormal olduğumu söyledi. Ben hâlâ gülüyorum.

Müziğin Sosyal Yüzü
Müziğin bir de sosyal tarafı var. İlla ortak tarzınız olmasına gerek yok, iyi müzik dinleyen insanlarla sohbet ediyor, vakit geçiriyorsunuz. Kahvesi iyi olmasa bile müziği iyi olduğu için keyif aldığım mekanlar var. Müzik tahammülünüzü artırıyor, kendinize yakınlaşmanızı sağlıyor.
Her hafta bir saat bile olsa müzik için kendinize vakit ayırın. Yeni keşiflere ulaşmak niyetindeyseniz sonuna kadar desteğim var.

İleri Seviyeler
İlerleyen zamanlarda artık bir hissin peşinde arayışlara başlıyorsunuz. Haliyle hislerinizi daha iyi anlamaya, ifade etmeye başlıyorsunuz. Yağmur sonrası toprak kokusu gibi başlayıp çok daha derin, size özel yeni duygular keşfediyorsunuz.
Bu yolculuk zihnimin yeni bilgilerle dolmasını, gereksiz bilgilerden arınmasını sağlıyor. Stresim kaygım ciddi anlamda azalıyor. Yeni insanlarla tanışmama, mevcutlarla derinleşmeme imkan tanıyor.

Bukowski’nin bir sözü var: “Find what you love and let it kill you” – Neyi sevdiğini bul ve seni dönüştürmesine izin ver.

Müzik de böyle bir şey işte.
Jazz benim için en keşfedilesi gezegen. Belki sizinki bambaşka bir tür olacak. Ama yol aynı: Kendi müzik yolculuğunuza çıkın.


Meraklısına bugünün şerefine bir playlist bırakıyorum aşağı.
Sevgiler.

Posted in

Yorum bırakın