Geçtiğimiz haftayı Avrupa’da, üç ülkede ve sayısız şehirde geçirdim. Milano, Como, Lugano, Nice, Cannes, Monaco, St. Tropez ve Marsilya… Altı güne sığdırılmış bir yolculuk. Yorucu muydu? Evet. Ama bu yorgunluk, bedenden çok zihni açan bir yorgunluktu.
Milano’ya adım attığım ilk anda hissettiğim şey bir şıklık dalgası oldu. İnsanların üzerinde bir tür zahmetsiz zarafet var; giyimlerinden yürüyüşlerine kadar özenli ama gösterişsiz. Sokaklar büyük ve hareketli, ama aynı zamanda düzenli. Burada karmaşa bile bir sisteme aitmiş gibi.
Şehrin merkezinde duran Duomo Katedrali’nin görkemi büyüleyici. Onun hemen yanında, Galleria Vittorio Emanuele II’nin cam kubbesi altında yürürken, bir alışveriş merkezinden çok bir sanat eseri gezdiğinizi hissediyorsunuz. Tarihleriyle kurdukları ilişki etkileyici: Eskiyi sadece korumuyorlar, ona hayat veriyorlar.
Ama Milano’da beni en çok etkileyen şey, ne bir meydan ne de bir katedral oldu. Basit bir marketti.
Evet, yanlış duymadınız: Bir market.
İlk bakışta sıradan bir alışveriş deneyimi gibi görünüyor, ama öyle değil. Raflarda sadece çeşitlilik değil, bir anlayış da var. Avrupa genelinde zorunlu olarak uygulanan bir sistemle, aldığınız her ürünün üzerinde A’dan E’ye uzanan bir derecelendirme bulunuyor. A, en doğal ve besleyici; E ise en düşük. Basit bir gofrete bile baktığınızda sağlığınız açısından nerede durduğunu görebiliyorsunuz. İnsanlara ne yediğini bilme hakkı tanınmış.
Türkiye’deki “gıda terörü” gerçeğini düşündükçe bu basit uygulama bile çarpıcı geliyor. Orada günlerce Türkiye’de yemeye cesaret edemediğim kadar abur cubur yedim ve bir kere bile rahatsızlık hissetmedim. Bu bile yaşam kalitesinin ne demek olduğunu hatırlatıyor insana: Sadece büyük yatırımlar ya da lüks restoranlar değil, basit bir market alışverişinde bile insana değer vermek.
Belki de asıl turizm, Duomo’nun merdivenlerinde değil; bir marketin rafında, bir kafedeki sessiz nezakette ya da sokaktan geçen birinin gülümsemesinde gizli.
Milano, yolculuğumuzun sadece başlangıcıydı. Bundan sonra Como’nun huzurunu, Lugano’nun dinginliğini, Nice’in sahillerini ve Marsilya’nın çelişkilerini yazacağım. Ama şimdilik, Milano’nun sokaklarında kalalım: Düzeniyle, zarafetiyle ve insana değer veren küçük ayrıntılarıyla.
Fotoğraflarla yazımı pekiştireyim;

Dante caddesinde bir akşam üstü.

Galleria Vittorio Emanuele

Duomo
Bir sonra ki yazımda görüşmek dileğiyle.
Yorum bırakın