“Nerede o eski yazlar?” demekten hoşlanmam. Nostaljiye fazlaca tutunmanın bugünü kaçırmak olduğuna inanırım. Fakat konu yaz mevsimi olunca, durup düşünmemek elde değil.

Çocukken yaz, her şeyden önce özgürlüktü. Okullar kapanır, gündüzler uzar, sokaklar oyunla dolar, meyveler, dondurmalar sofrayı süslerdi. Eğer şanslıysak bir tatil, bir köy yolculuğu ya da yeni bir macera da bu mevsime denk gelirdi. Yaz, sadece sıcaklık ya da güneş değildi; bir ruh haliydi. Hafızamda yer etmiş o çocukluk yazları, coşku, merak ve özgürlükle örülüydü.

Şimdiyse karşımızda başka bir yaz duruyor. Bahçemizde meyve yok. Gündüzler uzun, ama dertler daha da uzun. Dev bir şehrin içine sıkışmış gibiyim. Her şey mevsim normallerinin dışında. Hava da, ruh halim de…

Bu değişim sadece bana mı ait, yoksa gerçekten yazın doğası mı farklılaştı? Belki şehirleşme, belki doğadan kopuş, belki de sadece büyümek… Her ne olursa olsun, o eski yazların coşkusunun yerini yetişkinliğin karmaşası aldı. Ama yine de yaz gelince içimde bir kıpırtı oluyor. O eski büyüyü arayan bir yanım hep var.

Belki yaz değişmedi, belki biz değiştik. Ve şimdi yazdan beklentilerle doluyuz. Tatiller, planlar, eğlence… Sosyal medyada herkes parlayan güneşin altında gülümsüyor. Ama ya biz gülümseyemiyorsak? Ya sadece durmak istiyorsak? Neşe, enerji, üretkenlik baskısı arasında sıkışan bir hüzün varsa içimizde?

Belki bu yaz hüznü, geçerli bir duygu. Belki büyümenin, dönüşmenin bir yasıdır bu. Belki sadece hiçbir şey yapmadan durmak istiyoruz ama bu bile suçluluk yaratıyor. Sanki hep “daha iyi” hissetmek zorundaymışız gibi.

Oysa yaz hüznü de yazın ayrılmaz bir parçası olabilir. Güneşin altında yalnız hissetmek, o ışığın gölgeye düşen yanlarını da görmek gayet insani. Kendimizi sürekli optimize etmeye çalışmak yerine, sadece olmak yeterli olabilir.

Çünkü biz ne sadece ağustos böceğiyiz, ne de yalnızca karınca. Belki de ikisi arasında bir yerlerdeyiz. Aradığımız, o kayıp denge olabilir.

O halde soralım kendimize: Bu yeni yazda, hem hüznümüze hem de kalan güzelliklere yer açabilir miyiz? Sadece var olmayı seçebilir miyiz?

Belki de gerçek yaz, tam olarak burada başlıyordur: Ne geçmişin hayalinde, ne bugünün baskısında, sadece kendi ritmimizde…

Sevgilerle..

Posted in

Yorum bırakın