Kendimle ilgili önemli bir özelliği fark ettim dün gece. En yakın arkadaşımla keyifli bir sohbet esnasında konu konuyu açtıkça zor bir sorunun surlarında bulduk kendimizi: insan ilişkilerindeki sırrın nedir?

Öncelikle beni yakinen tanımayanlar için peşinen bir açıklama yapmam gerektiği düşüncesindeyim. Ben modern çağda hayatını insan ilişkileri ve buna paralel olarak onları dinleme, anlama, anlatma, anlaşma üzerinden kazanan- kısacası insana çözüm yolları üreten birisiyim. Bu konuda çevremden sıklıkla övgü alsam bile başarılı olduğuma dair bir iddiam söz konusu değildir. Oh rahatladım. Parantezi kapatıp konumuza dönelim.

İnsanlarla ilişki kurmanın onlarca katmanına bugün girmeden etrafından dolanarak anlatmak istediğim yere hızlıca ulaşmak istiyorum. Bence insanlarla olan ilişkilerimizde buz kırıcı özelliği gören önemli bir konu: Karşı tarafa sorular sormaktır. Adın nedir gibi sorular değil elbette. Karşı tarafı da seninle beraber merak ırmaklarına sürükleyen sorular. Bunu çok sık yaptığımı dün gece fark ettim.

Hiç tanımadığım birisiyle bile ilk sohbetimizi merak ettiğim bir konuyu ona sorarak değil, onu da o soruyla beraber merak duygusuna sokarak ilerletmek çok hoşuma gider. Bunu planlı ya da hazır sorularla değil, o an aklıma gelen bir konu üzerine onun görüş, fikir, tecrübelerini almak maksadıyla yaparım. Bu iletişimi zenginleştiren, ilişkilerde yepyeni sayfalar açmaya vesile olan bir davranışmış. Sanırım bu nedenden ötürü benimle tanışan biri genelde beni kolay kolay unutmaz.

İnsanların ne anlattığıyla, nasıl anlattığıyla özellikle de nasıl anlatamadığıyla çok ilgilenirim. İfade etme konusunda zorlanan kişilere kendilerine daha farklı bir yerden bakmaları için fikirler öneririm. Bu yazıların olabildiğince profesyonel yönümden uzak olmasını tercih etsem de dün geceki farkındalığım vesilesiyle de sizlerle bir yöntem paylaşmak isterim.

Sokratik sorgulama, bilgelik arayışının sessiz ama derin yoludur. Sokrates’in yüzyıllar önce yaptığı şey çok basitti: İnsanlara “sen ne düşünüyorsun?” diye sormak. Ama asıl maharet, bu soruyu gerçekten merak ederek sormaktaydı. Çünkü o biliyordu ki, düşünmeden kabul ettiğimiz fikirler, hayatlarımızı fark etmeden yönlendirir. Oysa iyi bir soru, zihni uyandırır. Bizi ezberlerin dışına, kendi düşüncemizin içine çeker. Bu konuyu kuzenlerimden en büyüğü, en filozof olanımız çok daha konsantre ifade edebilirdi eminim. Buradan ona da selam olsun. Ben kendi dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.

Bugün bu yaklaşımı yalnızca felsefe kitaplarında değil, gündelik sohbetlerimizde de yaşatabiliriz. Mesela biri bir konudan bahsettiğinde hemen çözüm sunmak yerine, “Bu seni en çok nerede etkiledi?” diye sormak, o kişiye görünmek kadar görülmeyi de hissettirir. “Sence buna başka biri nasıl bakardı?” demek, sadece konuyu değil, ilişkiyi de genişletir. Sohbet sonunda “Bu konuşmadan sana ne kaldı?” diye sormaksa, diyaloğu unutulmaz kılar. Bunlar küçük sorular gibi görünür ama insanda büyük bir iz bırakabilir. Çünkü bu sorular, bir düşünceyi derinleştirirken aynı zamanda insanı da derinleştirir.

Sokratik sorgulama bir bilgi gösterisi değil, bir merak davetidir. Anlamlı diyalogların, gerçek bağların, içten dostlukların başlangıcıdır. Dinlemek için susmak değil, anlamak için sormaktır. Ve bu, modern çağın aceleciliği içinde hem insana hem ilişkiye verilmiş en sade ve en güçlü hediyedir.

Her insandan bir şeyler öğrenebiliriz. Bir şeyin tanımı çok değişkendir. Bu durum beni çok heyecanlandıran, daha fazla sormaya iten bir yön aslında. İnsanlarla sohbet ederken daha fazla derine inmekten, daha farklı yönlerle ilerlemekten çekinmem. Tabii ki karşımdaki kişinin rıza ve arzusuyla bu mümkündür.

Daha uzun sohbetler, kısa sürede çok yol kat ettirir. Uzaklıklar yakınlığa, sorunlar çözümlere, uzay-zaman ise bükülmelere neden olur. Sanırım en keyif aldığım kısım tam burasıdır. Bir yerde okumuştum: “Telefonuma bakmak zorunda olmadığım sohbetler istiyorum.” Modern çağımız için güzel bir ifade.

Sahi size sorayım: En son ne zaman hiç sıkılmadan saatlerce sohbet ettiniz?

Posted in

Yorum bırakın