Kategori: Serbest Yazılar

  • Biz garip bir halkız. Sabah kalabalık bir metrodan inip öğle vakti tıklım tıklım bir çay ocağında oturuyoruz, akşam yine bir sürünün parçası olarak eve dönüyoruz. Yüz yüze, omuz omuza, neredeyse nefes nefese yaşıyoruz. Ama birbirimize bakışlarımızda giderek daha az şey var. Gözlerin içi bir yerde kapanmış, dudaklar bir zamanlar refleks olan “geçmiş olsun”u artık kelimesi…

  • İyi olmak çoğu zaman yeterliymiş gibi anlatılır. Daha adil, daha cesur, daha ölçülü olursak hayatın düzeleceği söylenir. Çocukluktan kulağımıza yerleşen bu telkin yetişkinliğe taşınır: İyi ol, doğruyu yap, elinden geleni ver. Sanki ahlaki çaba arttıkça dünya da hizaya girecekmiş gibi bir inanç büyür içimizde. Oysa “iyi olma” çabasının içinde gizli bir varsayım vardır: Ortada düzeltilmesi…

  • “Affet, geç.” Bu iki kelime, toplumun en sık reçete ettiği çözümlerden biridir. Sanki affetmek bir düğmeymiş gibi; bastığınızda acı kaybolur, ilişki onarılır, insan hafifler. Oysa affetmek hiçbir zaman bu kadar basit değildir. Ve daha önemlisi: affetmek her zaman bir erdem de değildir. Bu cümleyi kurmak bile bir risk taşır. Çünkü affetmeyi reddetmek, toplumda “kötü insan”…

  • Beklemek, zaman geçirmek değildir.Bu fark önemlidir. Çünkü bekleyen insan zamanı tüketmez; onu taşır. Beklemek, zamanın üzerinde yürümek değil, onun içinde askıya alınmaktır. Gün akar, kahve soğur, ekran aydınlanır, pencere bulutları geçirir ama bekleyen insan bu akışın dışında durur. Bir “sonra”da. Bekleyen insan yaşamaz mı? Yaşar elbette.Ama yaşamak için gereken o küçük karar -bu anı seçmek,…

  • Meslek, insanın acısıyla yakın oturma biçimini öğretir bazen. Ama bir şeyi öğretemez: Bazı acıların toplumsal bir ismi yoktur. Ve ismi olmayan acı, sessiz bir odada yalnız oturan birinin acısıdır. Cenaze olduğunda sistem işler. Toplum yas hakkını tanır; çiçek gönderir, telefon eder, “başsağlığı” diler. Çünkü bir ritüel var, bir çerçeve var. İnsan bu çerçevenin içinde acı…

  • Söylemekten çekiniriz. Çünkü söylemek, yalnızca bir cümle kurmak değildir; bir ihtimali geri dönüşsüz kılmak, köprüleri ateşe vermektir. Söylediğimiz anda bir şeyler değişir; bazen bir ilişkinin kimyası, bazen kendimizle olan o mahrem anlaşma. Bu yüzden susmayı daha güvenli bir liman sanırız. Sessizlik kırmaz, dağıtmaz, düzeni bozmaz gibi gelir. Oysa sessizlik çoğu zaman çözmez; sadece erteler. Söylememeyi bir…

  • “Yapamazsın” dediler. Bunu bir kehanet gibi söylediler; sanki geleceği görmüşler gibi. İlk başta ciddiye aldım. Çünkü bu cümle çoğu zaman bilgi gibi gelir. Deneyim kılığına girer. İnsanı ikna etmesi bundandır. Duyduğunu önce kendisiyle ilgili bir gerçek sanır insan. Ama zamanla fark ettim: Bu bir tespit değildi. Bir sınır çizimiydi. Ve ne ilginçtir ki o sınır…

  • Zihnimiz bizi mutlu etmek için hiçbir zaman var olmadı. Bu cümleyi içimde tam yerine oturttuğum an, omuzlarımdan devasa bir yük kalktı: “Mutlu olmalıyım” yükü. Modern insanı en çok yoran şey acı değil; acının üstüne eklenen o görünmez, amansız zorunluluktur. Sanki hayatın sonunda görünmez bir el bir kontrol listesi tutuyor: Düzgün bir kariyer, kusursuz bir ilişki, fit bir…

  • Sevgi topraklarında geçen bir ömür hayalini, gözlerimi bu dünyaya açtığım andan beri taşıyorum. Belki de bu yüzden, hayatın o ince çizgisinde yürürken, iyiyle kötüyü karıştırma ihtimalini –huzur ararken vicdanı gevşetme tehlikesini– hiç unutmadan, inadına ilerliyorum. Çünkü iyilik, çoğu zaman saf bir hâl değil; emek isteyen bir dikkat biçimi. Gözlerimi kapayıp “mutlu bir anı hatırla” dendiğinde zihnimde hep…

  • Uzun zamandır vakit ayırmak istediğim o ana sonunda kavuştum. Artık özgürce yazabilirim. Pazar sabahına gözlerimi erkenden açtım. Basit görevler yerini mahmurluğa bırakmak üzereyken hemen kalktım, masanın başına oturdum. Mevcut haletiruhiyemden bahsedeyim biraz. 2026 başladığından beri hayatımda birçok alanda yükseliş var. Bunu dillendirmek bile beni ürkütüyor. Hiç nazara inanmayan ben bile sanki kötü gözlerden tüm güzellikleri…