fisosif
Düşünceler, deneyimler, dönüşümler
Son Yazılar
- Ocak 2026 (1)
- Aralık 2025 (1)
- Kasım 2025 (1)
- Ekim 2025 (5)
- Eylül 2025 (8)
- Ağustos 2025 (17)
- Temmuz 2025 (17)
- Haziran 2025 (1)
iletisim@fisosif.com
Yıl: 2025
-
Son günlerde damak zevkimde derin bir yoksunluk, bir tatsızlık hissediyorum. Bu, sadece yediğim yemeklerle ilgili değil; hayatın genel akışına sinmiş olan bir tür duygu kaybı. Zaten sık sık dile getirdiğim o genel mutsuzluk hali, toplumun her katmanına sirayet etmiş durumda. İnsanların yüzlerindeki gergin ifade, ses tonlarındaki bezginlik, gözlerdeki dalgınlık… Her şey, ortak bir ruh halinin…
-
Güzel bir şeyler yazmak istiyorum bu sabah. Düşündüm düşündüm bulamadım. Sonra etrafımda olan bitenlerden sıyrılıp kendime basitçe bir soru sordum; “Ben ne yapabilirim?”. Kalktım, mutfağa doğru ilerledim. Aklıma gelen her yeni görevi bir kenara attım. Mutfakta sade bir masa ve iki sandalye bana bakıyorlardı. Hiçbir şey yapmadan oturmayı denedim. Bunu ancak deneyenler anlayabilir. İnsan hiçbir…
-
Uzun zamandır zihnimi meşgul eden bir mesele var. Aslında bu sadece benim değil, hepimizin hayatına dokunan bir konu. Günlük yaşamda tekrar tekrar karşıma çıkan, küçük gibi görünen ama giderek büyüyen bir boşluktan bahsediyorum: birbirimize iyi gelme ihtimalimizi farkında olmadan elimizin tersiyle itiyoruz. Restorana giriyorsunuz, karşınıza çıkan kişi sadece işini bitirmeye odaklı. Ne tebessüm, ne ilgi……
-
“Sende çok değiştin Ankara.” Argümanlarımızı çöpe attığımız bir sabaha açtım gözlerimi. Kendine özgü kapalı havasıyla, içimi ürperten serinliğiyle yine “ben buradayım” diyorsun bize. Başkent eski formuna kavuşmuş. Ve biz de yeniden kavuşan iki dost gibi aynı masada oturmuş, hasbihal ediyoruz. Bugün ilkokuldan liseye tüm okulların açıldığı gün. Çocukluğumun o sabahlarını anımsıyorum: aynı serin hava vardı…
-
Telefonumda eski bir ses kaydını dinliyordum. Kaydı başlattım ve bir ses duydum: “Merhaba, nasılsın?” Donakaldım. Bir an kime ait olduğunu çıkaramadım. Sonra fark ettim: Bu benim sesimdi. Kendi sesime yabancılaşmıştım. Bu tuhaf deneyimi yaşamış olmalısınız: kendi sesinizi kayıttan dinlerken “Bu ben olamam!” demek. Ya da bir video görüntünüzdeki yüzünüze yabancı hissetmek. İçimizde taşıdığımız imajla dışarıda…
-
İnsanı insan yapan önemli unsurlardan biri doğayla kurduğu ilişkidir. Bu ilişkide gösterdiği tevazu yaşamı kolaylaştırır, kibri ise felaketlere neden olur. Ben bu yazımda bunun arkasında yatan sebepleri kendi düşünsel yolculuğumda anlatmak istiyorum. Doğa sevgisi şöyledir böyledir gibi misyonerlik cümleleri kurmayı yersiz bulduğumdan dolayı bu yazıyı daha direkt bir üslup ile kurgulamayı hedefliyorum. Zira kendini arayan…
-
Spinoza’yı okurken karşıma çıkan bazı kavramlar kolayca zihnime yerleşti: sevinç, keder, cesaret, cömertlik… Hepsi hayatın içinde deneyimlediğimiz duygularla bağlantılıydı. Ama sırada öyle bir kavram vardı ki hep düşündürdü beni: “acquiescentia“. Türkçeye “memnuniyet”, “tatminlik” ya da “doyum” diye çevriliyor. Fakat bu çevirilerde kelime, gündelik hayatın sıradan bir tebessümüne indirgeniyor. Oysa Spinoza için acquiescentia çok daha köklü bir şey: insanın…
-
Spinoza’yı okurken beni en tedirgin eden kavramlardan biri “zalimlik” oldu. Çünkü onun tanımladığı bütün duygular bir şekilde bize, yani kendi bedenimize ve kudretimize aitti: sevinç, keder, sevgi, nefret… Hepsi bizim varlığımızın artışı ya da azalışıyla ilgiliydi. Ama zalimlik farklıydı. Spinoza, Ethica’nın üçüncü kitabında şöyle der:“Zalimlik, sevdiğimiz ya da acıdığımız birine zarar vermeye yönelik duyulan dürtüdür.” Ve…
-
Spinoza’yla tanıştıktan sonra en çok düşündüğüm kavramlardan biri “sevinç” oldu. Çünkü sevinç deyince hepimizin aklına benzer şeyler gelir: bir şarkı, bir manzara, bir insan… Ama Spinoza’ya göre sevinçlerimiz her zaman bize ait değildir. Onların bazıları pasiftir, bazıları ise aktif. Bu ayrım benim için çok şey değiştirdi. Dilerim sizin içinde faydalı olur. Pasif Sevinçler Spinoza der…
-
Ankara, ancak içinde yaşayanların deneyimleriyle anlaşılabilecek bir şehir. Dışarıdan bakıldığında gri, soğuk, hatta kasvetli gelebilir. Ama onunla bağ kuranlar için bambaşka bir derinliği vardır. “Ankaralılar” demiyorum; Ankarayla bağ kurabilenleri kastediyorum. Bu şehir, yaşadıklarımız ve öğrendiklerimiz üzerinden kendini açar. Yaş aldıkça Ankara’da var olma ve kendini arama yolculuğuna çıkan insanlara daha çok ilgi duymaya başladım. Belki…